asker

Anonymous asked: Bayanlardan hoşlanır mısın

tüm şiirler onlar için değil mi sonunda..

bu yolun adı var mı.
sokakları çıkmaz, denizleri kara.
yapraklar bizden dökülen, çiçekler bizden kırılan. 
bu yukarıda asılı, bizim yenilgimiz, bir adı var mı.
üstünkörü maviye boyanmış, kavlamış bir yerinden kan rengi kırmızı.
bir şeylerin yasında hala, ağlanıyor bir şeylere
bu göğe dayanmış duran hüzün yeni, bir adı var mı
her şey gibi bizden alınmış, herkes gibi borçlu bize,
bu rüzgarın adı var mı?

bazı insanlar o eski, ahşap kokan baba evleri gibidir; yıllar sonra geri dönseniz, aynı anahtar kapıyı açar.

"Anlaşılmaz bir yanın var
Öldürmeye hevesli
Kupkuru çiçek gibisin
Biraz suya özlemli”

Artistkargo
Titlerenklerin içinde
Albumbest of kargo

iki kızım olacak birinin adı katre,

ismini biliyorlar kimler diye sorma,

sen diye çağıramam sen diye seveceğim ama,

düşünce düşecek eski camdan bir rüyam, dizlerim kanayacak

eline dikenler batacak belki, birlikte ağlayacağız.

şarkılar söyleyecek kar yağdırır gibi avcumuza,

sen diye duyamam, sen diye dinleyeceğim ama.

iki kızım olacak birinin adı süveyda,

ismini biliyorlar çoktandır kimler diye sorma,

sen diye bakamam, seni göreceğim ama

çiçekli ne varsa ona bulanacak, ne grisi ne karası

uzaklara gidecek belki, bir ömür eşikte yatıracak beni,

sen diye geçemem, sen diye beklerim ama.

iki kızım olacak katre biri, biri süveyda

ismini biliyorlar ah kimler diye sorma.

güneşe aldanıp açıyor ya şu kirazların cuntası,

taç yapraklar kaldırımlar boyu, kuşatıldınız.

sıralama hep aynı, önce havaya sonra ayak ucuna,

korkmadınız, korkmalısınız..

biz çağımızın delileri, neyi sevsek ona bulandı kanımız, bizim yerimize ölenler için kaçan uykularımız ve sol yanımızda bir ağrı, vicdan ki çağımızın vebası güzel dostlarım. kapamak gözlerini, kapamak kulaklarını, hiç olmamış gibi, hiç ölmemiş gibi onca insan, bir meydan elden ele barikata taşırken yüreğini, Antakya’da, Ankara’da, Eskişehir’de, burada göğün altında, biz çağımızın delileri, uslanamadık gitti.

Bir cumartesi sabahı, amaçsız bir hayatın ilgime mazhar tek mülkü olan arabamı tamire götürdüm. ilginç bir şekilde sol aynası çalınmıştı, yol boyunca bir insan 89 model bir arabanın sol aynasını ne yapar acaba diye düşündüm ki, tamirciler güruhuna dalınca anlaşıldı durum, bu arabanın parçası bulunmuyordu. Muhtemelen, çalan arkadaş da benim gibi buraları gezmiş, bedbaht bir şekilde amacına ulaşamamış ve bu döngüye katılmıştı. Önce oraya sor buraya sor, yok şöylesini takalım falan filan derken, en sonunda dedim ki, “bu arabayı çok seviyorum ben ağalar-beyler, bir şeyini bozamayız değiştiremeyiz, yoksa parçası yapalım” Sorun çözülmüş gibi herkes bir havaya girdi, “nadir ustaya gideceksin” dediler. Nadir ustanın yeri tarif edildi, gittim. Daracık bir kapı, gecekondu gibi bir bina, bir ağaç ev gibi, zira alt katı yok. Üstte tek oda, duvarlar ayna dolu, yer gök ayna. Ortada ahşap bir masa var, bir de ahşap sandalye, tavan yok. Bir dakika, tavan yok. Yerine içeri doğru bombeli bir plastik tabaka, gökyüzünü görebiliyorsun. İçeride kimse yok. “arkadaki büfedeyim, 0505…..nadir usta” Aradım, çok düzgün bir konuşma, “hemen geliyorum efendim” 5 dk sonra bir adam geldi içeri, abartmıyorum 70-80 var gibi duruyor. Düzgün bir istanbul türkçesi meramımı soruyor. Elimde boş ayna çerçevesiyle anlatıyorum. Tamam hallederiz diyor, her yerimiz ayna, nereye baksam kendimi görüyorum. Odanın köşesinde garip bir düzeneğe yöneliyor Nadir usta, bir şeyler çevriliyor, çarklar, dişliler.. Tavan üstümüzden akıyor. Evet ilk düşündüğüm buydu, tavan üstümüzden akıyordu. Meğer Nadir ustanın bir su tesisatı yokmuş, o tavan yağmur sularını biriktiriyor, o düzenek suyu musluğa akıtıyor. Hayran halde izliyorum olanları, boş bir ayna çerçevem var, olmaz bir işmiş gibi baktığım adam yağmur suyuyla yüzünü yıkıyor. Her yer ayna demiştim ama masanın olduğu yerde ayna yok, yani Nadirin oturduğu yerde, onun yerine bir fotoğraf, bir kadın, sandalın içinde, saçma şekilde güzel, altında “bostancı 68” yazıyor. Laf lafı açıyor, ustamız istanbulluymuş, sizin benim gibi değil yalnız, istanbullu, babası da, dedesi de. O kadın kim diyemiyorum ama o aynayı yaparken gözüm dalıyor fotoğrafa, sandalyenin tam karşına asılmış, öyle ki ne zaman çalışsa ona bakıyor. “Burada niye ayna yok resim var” dedim. “Ben hiç bakmam aynaya, o eskidendi, ben belgin’e bakarım, o gülüyorsa o gün güzelim, suratı asıksa, mutlaka bir şeyim yanlıştır” diyor. Kendi fotoğraf hikayemi anlatıyorum. Yağmur suyuyla çay demlenir mi, demliyor. 10 metrekare bir dünyadayız, sobanın başında. O “68 bostancı’da” ben bir kiraz ağacının altındayım.    

Album Art

Ah ohridli kız

Neden bu kadar düşüncelisin

Tüm gün gölün kıyısında yürürsün

De bana birini mi beklersin

Yoksa biri mi çaldı kalbini

Ve zoruna mı gidiyor onu unutmak..

Artistbrenna maccrimon
Titleoj ti mome ohrigance
Albumkulak misafiri

Sağlıklı. Yas.

                                                   Aslı Serin’e, aslından ilhamla.

Yas ne Ross?

O ne!?

Ben rüyaya inanırım mesela, mıhlanmış duygulara.

Rüya dediğim de senin anladığın değil, bunu da

belirteyim laf arasında.

Yas, üstelik sağlıklısı ne bunun, ha benim kuzum!

Biz ufak ufak ölmek diyoruz memlekette buna.

Bunun için var bizim sıra sıra ‘hastalıklarımız’

Doktor muyuz biz Ross. Biz sadece ağrıyı bileriz.

Biz sadece ağrıyı biliriz de diyebilirdim, demedim.

(Ben böyle dediğimde sen de bana diyeceksin ki,

hah! işte bu senin duygun!)

(Hadi ordan Ross!)

Biz Ross öyle işte sana göre yanlış kalmayı biliriz.

Başkasını bilmediğimizden değil bak bunu da

bil laf arasında.

İnkarmış pazarlıkmış kabullenmekmiş

bilmemneymiş

Geç bunları Ross. Geç bunları.

Aynı günde ölür aynı günde yıkar aynı gün gömeriz.

Bizim buralarda Ross, her şey aynı anda oluyor.

Aynı anda patlıyor birbirimizin gözü önünde bir bomba

Bir küçük kız. Ölüyorlarız.

Birinin kolu kırılıyor, sızdırmayın, kalsın yen içinde diyorlar.

Yen içinde patlasın ödünüz!

Aynı anda kaza geçirir misal trafik canavarı imgemiz

Bir otobüs dolusu genç, hangisi öldü, kurtuldu mu benimki diyemeyiz.

Benimki diyemeyeceğimiz bir yerdeyiz biz Ross.

Odalardan kara kara milyarlar yürür biryerlere

ve aynı anda dilenir soğukta yerli ve suriyeli dilencilerimiz

ve hah tam sırasıymış gibi aynı gün kırar kalbimizi sevgilimiz

Taksim sıraselviler soğukta sıra sıra elini ısıra ısıra Ross!

Yetmez mi, saydırtma bana daha fazla.

Biz Ross zurnanın zırt dediği bir deliğe benziyoruz.

Nasa baksa belki de uzaydan, belki de uzaydan değiliz.

Bula bula aynı günü bulur da ölür mahalleden

Çok sevdiğimiz nur yüzlü Firdevs teyzemiz

Ross sen bunları yaşasaydın, üç beş günümüzü görseydin bizim

Koymuşum yasına derdin Ross.

Cinnet üstüne yapardın doktoranı aynı gün hiç uzatmadan.

Geç bunları Ross, geç bunları.

Nasıl olsun bizim öyle kompartıman kompartıman

‘sağlıklı’ süreçlerimiz

Biz Ross, al sana misal;

Ali öldürüldü dövülerek,

Kadın erkek hepimiz onun anasıyız.

Sağlıklı yas ne Ross?

….

Sezenin sezen olduğu yıllardı,

“ey özgürlük” reklam değildi az biraz yasaktı,

karlı kayın ormanındaydık sanki,

ne zaman hatırlasam bir yerlere yürüyorduk.

Aramak ulaşamamak ihtimaldi, görüldüler gönderildiler değil,

kasap kağıdından mektuplar yazardın, zarfın dibinde saçın olurdu.

O zarfta mutlaka bir çiçek vardı.

henüz sevdiğimiz şiirleri bankalar basmamış, Atilla ilhan hayattaydı.

Şuramızda sebepsiz bir umut, bize kış günü kiraz ağacı aratırdı.

Bulurduk ne garip, altında resmimiz vardı,

baktıkça uzasın ömrün, baktıkça ömrüm kısaldı.

“bunca insan içinde” öpüşmenin yolu yoktu ama öpüşmek şarttı,

her öpüşmemiz biraz yolsuz başlardı.

Bayramları giderdin, bayramları anmak yasaktı.

Ben sana yazardım yine neyim varsa,

sevsen sevmesen ağlardın, ağlamanın güzeli vardı.

Tek kişilik hamağa sığmak vardı yıldızlı bahçelerde,

üşümek vardı, bahane edip daha sıkı sarılmak vardı.

Sen beğenmezdin, ellerine düşerdi gözlerim, ellerinde hüner vardı.

Kızar olmadık laflar ederdin, canım yanardı.

Şükür yanardı, yaşadığıma sayardım, o zaman öyleydi

Acıyorsan hayat vardı.

bu bir bilimkurgu dizisi demeden izleyin, herşeye hazır olamazsınız.

"There’s one tiny little gap in the universe left.
Just about to close.
And it takes a lot of power to send this projection.
I’m in orbit around a supernova.
I’m burning up a sun just to say goodbye.”

hala uyumayanlar için..

Ankara’da bir komşumuz vardı, hikayeleri anlat anlat bitmez türden bir teyze. en felaket zamanlarda gazide öğrenciymiş, sınıfında yok yok, bu sol cenahtan tabi, o zamanlar üniversitede anarşi var, çatışmalar yeni yeni alevlenmiş her gün kanlı bıçaklı bir olay duyuluyor cebecide, kurtuluşta. ama üniversitede kavga yok, hocalar saygınlıklarıyla biraz da o neslin özelliği heralde, akademide kavga edilmiyor henüz. bizim teyzenin bir arkadaşı var, kendi anlatımıyla ince bilekli, saçları belinde bir kız. bir de sevgilisi var karşı taraftan. akademide kavga edilmiyor diye iki üç kez birlikte görülüyorlar. not bırakmalar, kısa konuşmalar falan. anarşi giderek tırmanıyor fakat, bu aşk gittikçe bir çıkmaz sokağa doğru ilerliyor. ve ne oluyorsa bir gün bıçak gibi kesiliyor. bir daha görüşmüyorlar. ama garip bir şey oluyor sonra. bir daha ikisinin hayatına da kimse girmiyor. kadının adını bilmiyorum sormadım da hiç, ama çocuk devlet bahçeli. siyasi görüşü ayrıdır, alakam dahi yok, ama birini seviyor, belki korkuyorlar, kan dökülecek diye, sevdiğine bir şey yaparlar diye ayrılıyorlar. ve o kadar. bitiyor bu mevzu kapanıyor orada. “MHP lideri aile sevgisinden, çoluk çocuk sevgisinden ne anlar” dedi Erdoğan geçen mitingde. herkes sizin gibi olamıyor başbakan, yan odada eşi varken muhabirlere “hiç aşık olmadım” diyemiyor mesela, çocuklarına telefon açar açmaz paralarının durumunu soramıyor herkes, bazen bir yerde seviyor, kapanıyor o mevzu. sonra 30 yıl aynı mercedeste aynı Ferdi şarkısını dinliyor. ve siz bunları tabi ki anlayamıyorsunuz.

bu yaşa geldim içimde bir çocuk hala
sevgiler bekliyor sürekli senden
insanın bir yarısı nedense hep eksik
ve o eksiği tamamlayayım derken
var olan aşınıyor zamanla
anamın bıraktığı yerden sarıl bana

anılarım kar topluyor inceden
bir yaşam gibi geçmişin üstüne
ama yine de bir unutuş değil bu
sızlatıyor sensizliği tersine
senin kim olduğunu bile bilmezken
sevgiden caydığım yerde darıl bana

metin altıok
…”